Kandil izlenimleri-1
Hasan Cemal'in istediğini yaptık
'Biz onun dediğini yaptık. 'Herkes tetikten elini çeksin, PKK bir adım geri çekilsin' dedi. Geri çekildik. Bizim Türkiye'deki güçlerimiz çatışmaya meydan vermemek, gözükmemek için elinden geleni yapıyor, neredeyse yerin altına çekildiler. Kayıpların azalması da bundandır'
Bugünlerde Kürt sorununun çözümüyle ilgili 'açılım', 'yol haritası' yoğun bir biçimde tartışılıyor. Bu tartışmaların odağında hiç kuşkusuz PKK var. Herkes PKK'yle ilgili önerilerde bulunuyor. 'Kökü kazınsın', 'sınır dışına çekilsin', 'Maxmur'a yerleşsin', 'yurt dışına sürgüne gönderilsin', 'Türkiye'ye dönüp siyasal yaşama katılsın', 'muhatap alınsın'... Peki PKK ne düşünüyor?
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan'la görüşmek istiyoruz. Randevu talebimiz kabul ediliyor ama birkaç gün beklemek zorunda kalıyoruz. 'Neden beklettiğimizi öğrendiğinizde bizi anlayacağınızı umuyoruz' mesajı geliyor.
Kandil'deyiz. Kongra Gel'in yedi gün süren 7. Olağan Genel Kurul'u yeni bitmiş, Murat Karayılan yeniden KCK Yürütme Konseyi Başkanı seçilmiş, bizimle gecikmeli görüşmesinin nedeni de buymuş. Yeniden seçildikten sonra ilk demeci bize veriyor.
Kandil 70 kilometrelik bir alana yayılmış dağlardan oluşuyor. Hewler'den görüşme yerine kadar geçtiğimiz 3-4 şehir boyunca dağlar biraz ötemizde devam ediyor. Kandil'in görüşmek için geldiğimiz bölgesi ise çok ilginç. Etrafta kimseler gözükmüyor. Asfalttan biraz içerilere doğru yürüdüğünüzde evler, bahçeler var. Hava sıcak olduğu için köylüler akşam üzeri çalışıyorlarmış. Kandil'in toprağı çok verimli. Meyve ağaçları, sebze bahçeleri fışkırmış adeta. Arada hayvanlar, tavuklar dolaşıyor.
Bizim Murat Karayılan'la buluştuğumuz yer belli ki bir grup PKK'linin düzenli yaşadığı bir yer. Bir düzen olduğu belli, ama Karayılan'ın burada misafir olduğu da belli.
Karayılan bizi iki kadın ve iki erkekle birlikte karşılıyor. Bozan Tekin ve Sozdar Avesta'yı Yürütme Konseyi üyeleri olarak tanıtıyor. Biri kadın, diğeri erkek iki kişiyi de Konra Gel Başkanlık Divanı üyeleri olarak tanıştırıyor, birinin İranlı diğerinin ise Suriyeli Kürt olduğunu söylüyor. Söyleşi sırasında sadece konsey üyeleri bizimle birlikte.
Bu bölgede adet olduğu üzere önce su, ardından çay ikram ediliyor ve söyleşimiz başlıyor. Bütün köşe yazılarını dikkatlice okuduğu fark ediliyor. Konuşma sırasında alıntılar yapıyor, yanıtlar veriyor. 'Biz, ortamı yumuşatan, soruna çözümleyici yaklaşım geliştiren her tutuma anlam veririz. Çözümleyici üsluba sahip, gerçekten sorunu çözmek üzere arayışta bulunan bütün kesimlerin, ister resmi devlet kesimler olsun, ister devlet dışı kesimler olsun onların çabalarını da anlamlı buluyoruz' diyor.
'Geri çekildik'
Kamuoyunda büyük yankı bulan Hasan Cemal'in yazı dizisini dikkatle okumuş. Hasan Cemal'in 'PKK'nin iyice ortadan kaybolması lazım. Askerle temasa gelmeyecek yerlere çekilmesi şart' sözlerini hatırlatıyor. 'Biz onun dediğini yaptık. 'Herkes tetikten elini çeksin' dedi. Biz eylemsizlik sürecini geliştirdik, zamanını uzattık. Bunu ciddiyetle halen uygulamaya çalışıyoruz operasyonlara rağmen. 'PKK bir adım geri çekilsin' dedi. Geri çekildik. Bizim Türkiye'deki güçlerimiz çatışmaya meydan vermemek, gözükmemek için elinden geleni yapıyor, neredeyse yerin altına çekildi. Kayıpların azalması da bundandır' diyor.
'Operasyonların durdurulması' birçok kesim tarafından en çok dillendirilen taleplerin başında geliyor. Hatta çözüme giden yolun ilk ve en önemli şartı olarak görülüyor. Operasyonların durumunu soruyoruz. 'Halen var ama eskisi kadar değil' diyor ve ekliyor: 'Demek ki devlet operasyonları tümden durdurarak bu eylemsizliği bir çatışmasızlığa dönüştürebilir. Tümüyle silahların susturulduğu, herkesin kendi yerinde sabit beklediği bir süreci geliştirebiliriz, biz bunu geliştirmeyi bütün gücümüzle sergiliyoruz.' Ve bunun ardından diyalog ortamının yaratılabileceğini dile getiriyor.
'Konuşulmadan çözüm olmaz'
Ardından PKK için geliştirilen önerilere yanıt veriyor ve 'PKK ayrı, Kürt sorunu ayrı' yaklaşımının doğru ve çözümleyici bir yaklaşım olmadığını vurguluyor. Kürt sorununu gün yüzüne çıkaranın Kürt özgürlük mücadelesi olduğunu belirterek, dünyada da benzer durumların yaşandığını söylüyor: 'Türkiye herhalde yeni bir icat bulacak değildir. İcat etmeye kalkışsa da bu, yerli yerine oturtulmazsa sonuç almaz. Gerçi İçişleri Bakanı diyor ki: 'Dünyaya örnek olabilecek, Türkiye'ye özgü yeni bir çözüm biçimini geliştireceğiz.' Umarız öyle olsun. Ama dünyanın hiçbir yerinde sorun, ilgili taraflarla tartışılmadan, konuşulmadan çözülmemiştir. 'Bir sorun var, ben çözerim, kendim çözerim ama sorunun sahiplerini de ezerim' demek çözüm yaklaşımı değil savaş yaklaşımıdır. Savaş değil de eğer çözüm geliştirilmek isteniyorsa oturulup, konuşulup, tartışılır.'
Zorunlu değil gönüllü birliktelik
Peki neden ille de tartışmak, konuşmak? Yanıt net: 'Bizim çözümdeki amacımız nedir? Toplumsal uzlaşmayı sağlamadır. Mevcut zoraki birliği, gönüllü birliğe dönüştürmedir. Onun için bu gönüllü birliği yapacak olan kesimlerin oturup, konuşması, tartışması gerekmektedir.' Konuşmanın aynı zamanda çözüm konusundaki samimiyetin de ölçüsü olduğunu belirtiyor.
Beklentilerini sıralıyor
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın konuşmasını dikkatle izlemiş. Atalay'ın konuşmasını 'olumlu' bulan Karayılan, 'İlk kez devlet ve hükümet adına 'Biz bu sorunu çözeceğiz' demiş olması önemli ve olumlu bir gelişmedir' diyor. Atalay'ın 'terör çizgisi ayrı' lafının dışında, üsluba ilişkin söylediklerine aynen katıldıklarını belirtiyor. İçeriğini ise eksik ve yetersiz buluyor: 'Güzel sözler var ama o düzenin oturtulduğu eksen çözümü geliştirecek bir eksen değildir.'
'Sayın Atalay güvenlikten sorumlu bir kimse' diyor ve Atalay'dan en azından başlangıç için şu cümleleri kullanmasını beklediklerini belirtiyor: 'Biz bu sorunu artık şiddetle değil, siyasal ya da barışçı yöntemler biçiminde çözeceğiz. Operasyonlar duracaktır, artık operasyon değil fikir üreteceğiz.' Karayılan, bundan sonra da 'pratiğe bakacaklarını' söylüyor.
PKK ve Kürt sorunu etle tırnak gibi
Karayılan, genellikle sakin bir uslupla yanıtlıyor sorularımızı ama zaman zaman sesi biraz yükseliyor. Özellikle vurgulamak istediği konularda sesi daha güçlü çıkıyor. Söyleşiye katılan Bozan Tekin ve Sozdar Avesta ise hiç konuşmuyor, ama söylediklerini dikkatle izliyor ve ajandalarına notlarını alıyorlar.
Sesini yükselttiği bölümlerden biri de burası: 'Yoksa 'sizin iradenizi hiçe sayacağım, ben kendim çözeceğim, çeşitli toplumsal kesimlerle konuşacağım ama sizlerle konuşma gereği duymuyorum' biçimdeki bir yaklaşım çok çözümleyici olamaz. Kürt sorunu ile PKK sorunu, nasıl ki etle tırnak iç içeyse öyledir. Birbirinden ayırma tutumu çözümleyici olmaz, çözüm geliştirmez.'
Samimiyet ve güven gerekiyor
Sonra yine dile getirdiklerini iyice açıklığa kavuşturmak için yumuşak bir ses tonuyla izaha devam ediyor: 'Kürt sorunu dün ortaya çıkmış bir sorun değildir. PKK'nin ortaya çıkmasıyla yaratılmış bir sorun da değildir. Bu sorunun varlığı PKK'nin çıkış nedenidir. Dolayısıyla eğer Türkiye bugün gelinen aşamada gerçekten köklü bir biçimde sorunu çözmek istiyorsa evvela karşılıklı olarak önyargıları bir tarafa bırakmalıdır. Yani güvenmeyen, güvensizlik içeren önyargılarla dolu tutumlardan bir kere uzak durmalıyız. Devlet ve hükümet, Kürt halkına güvendiğini, inandığını ortaya koyma temelinde yaklaşım geliştirirse Kürt halkı bu güveni pratikle pekiştirecek, her türlü çabayı sergiler.'
Bu tartışmada belli ki 'elini güçlü gördüğü yer' ayrılmak istememek. 'Ayrılma gibi bir düşünce gündemde olmadığına göre karşılıklı saygı temelinde ortak yaşam, eşit, özgür yaşam koşullarını nasıl yaratabiliriz ekseninde tartışma olabilir' diyor.
Filiz Koçali - Ramazan Pekgöz
YARIN: Yaşar Kemal için ne dedi? Öcalan'dan nasıl bir 'yol haritası' bekliyorlar?
Günlük Gazetesinden alınmıştır
|
|